INSTAGRAM

Her daim beraber olmayi kafaya koyduk bi kere 😎😎 #myangel #istanbul #galatakulesi #bucketlist #conquerConquer #istanbul - #kizkulesi with #myangel #bucketlistTakim gibi takim be #muhendislik #next#eskisehir #tbtYildonumunu de kutladik.. ☺ #365gun #mutluyuz (Bucket listden bir madde de gitti kaldi #99 )Emegin karsiligini aldik 😎 #onurbelgesi #muhendislik 👨🏼‍💻Two gorgeous bro 👊🏼 That day was incredible day for me @leejunhui20 @asezginba ✌🏼️ilk'lerimiz arasina bir yenisi daha eklendi 🤗 #fatmaerdidügün #myangelUfak bir gülümseme yetiyor, mutlu olmaya... #mutluluk

Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra,
kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.

-Mustafa Kemal Atatürk

SPOTİFY LİSTE '16

YOUTUBE

Bumerang - Yazarkafe

Hayalimi Yaşıyorum

Hayalimi Yaşıyorum
Selam herkese. Keyifler gıcır mı? Benim fazlasıyla gıcır. Bu fazlalığı kendimle alakalı ufak bir yazı yazarak normalleştireyim dedim.

İlkokulda öğretmenleriniz kesin size de klasik “ne olmayı istiyorsun?” , “gelecekte ne yapmayı düşünüyorsun?” gibi sorular sormuşlardır. Her çocuk bu duruma maruz kalmıştır. Bir gün çok iyi hatırlıyorum, 8. sınıfın son döneminde öğretmenim sınıftaki herkese, gelecekte ne olmak istediklerini sordu. Cevap sırası bana gelince, ayağa kalkıp, “bilgisayarcı olmak istiyorum” demiştim. Ne kadar idealist bir cevap :) Aslında o zamanlarda bilgisayar daha yeni yeni yaygınlaşıyordu. Ben her küçük çocuğun yaptığı gibi okuldan kaçıp internet kafede kantır oynuyordum :D Klasik şey...Bilgisayarla tek bağlantım oyunlardı yani onun dışında bir şey yapmıyordum ama o soru sorulduğunda öğretmen, polis veya memur olmayı söyleyebilirdim ama nedense başka bir meslek düşünmüyordum. O zamandan beri hayalimde hep Bilgisayar Mühendisliği vardı.

Sonunda uzun uğraşlar verip, büyük fedakârlıklar yapıp hep hayalini kurduğum bölümü kazandım. Aslında bu, diğer hedeflerime erişmem için çok önemli bir basamaktı benim için. Kendimi daha fazla nasıl geliştirebilirim diye bakıyorum artık. Mezun olmadan önce bir robotik projeye katılmak istiyorum ve daha sonrasında da kendi robotumu yapmak istiyorum. Bunlar hep sürekli üstüne koyduğum hedeflerim.

Yani diyeceğim şu, hayallerimden, hedeflerimden hiçbir zaman vazgeçmedim. İlkokul yıllarımda ne hedeflediysem sürekli üstüne gittim. Sürekli hedeflerime yeni hedefler koymaya çalıştım. Belki biraz geç olmuş olabilir ama bu zaman kaybını en iyi şekilde telafi etmeye çalıştım ve hala çalışıyorum.

Umarım anlatabilmişimdir :)

Fotoğraf: Mats Anda

Pera’da Bir Akşam Vakti

Pera’da Bir Akşam Vakti
Tiyatroların her zaman için yeri ayrıdır bendeve sahnede bir oyun koymaya çalışan her oyuncuya da saygıyı da gösteririm. O kadar emeğe, o kadar çalışmaya rağmen en kötü performansı gösteren oyuncuyu bile alkışlamak gerekiyor. Sonuçta izlediğin şey tamamen gözünün önünde olan bir oyun ne kurgusu var ne montajı var ne de text değişikliği var. Tiyatroların her zaman ayrı bir tadı oluyor. Onun zevki gerçekten çok ayrı birşey. Bazı hanzolarda ilk defa tiyatroya gelmiş gibi mısır, kola alıp giriyor. Öküz tiyatroya geliyon insan bi nasıl davranılacağını öğrenipte gelir.Camış..

Üniversitede vakit buldukça gitmeye çalışıyorum ama kaçırdığım çok fazla oyun oluyor. Üniversitede her ay mutlaka tiyatro gösterisi oluyor ve ücretide çok cüzi rakamlarda ama gelde git. Ya çok ters zamanlara denk geliyor ya da arkadaşlara söz vermiş oluyorum, istemeden de olsa kaçırmış oluyorum.

Geçen diğer üniversitelerin tiyatro topluluklarının katıldığı bir tiyatro festivali vardı. Ege Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi ve aklıma gelmeyen daha bir çok üniversite... Hepsi birbirinden güzel oyunlar çıkarmışlar(giden arkadaşlardan duyduğum kadarıyla) ama Boğaziçi gerçekten MUHTEŞEM’di. Oyunlarının ismi Pera’da Bir Akşam Vakti.

Oyun, 1915 yıllarında ermenistandan istanbula gelen bir tüccarın başından geçenleri anlatıyor. O zamanlarda meyhaneler çok meşhur olduğu için oyunda bir istanbul meyhanesinde geçiyor. Adamın ne gibi zorluklar yaşadığını, başından geçen olayların nasıl geliştiği anlatılıyor. Aralarda güzel göndermelerde yapılmış ve herşey yerindeydi bence. Güldürü öğesi bol oyundu ve yeterince güldüm. Oyunu gerçekten harika bir şekilde seyirciye aktardılarını düşünüyorum, çünkü oyunun sonunda salondaki bütün izleyiciler hem oyunu hem de oyunculukları ayakta alkışladılar. Çok fazla teknik bilgiye sahip değilim hatta hiç değilimdir ama oyunda normal bir seyircinin görebileceği en ufak bir kusur bile yoktu. Hem sahne geçişleri hem diksiyonları hem mimikleri hem olay örgüsü ve bağlantılar felan muhteşemdi. Kesinlikle imkanı olan mutlaka gitmeli bu grubun oyunlarına. Bir sonraki senelerde de geliceklerdir mutlaka ve yine kaçırmayacağım :)

Oyun Hakkında:

”Yazar Hagop Baronyan yine vurur kendini yollara. İstanbul’un yedi tepesini arşınlar, inip çıktığı merdivenlerin haddi hesabı yok… Burnundan soluyor ama bunca yol teptiği için değil, keskin kalemine mukayyet olamadığı için! Yine kapatmışlar dergisini… Her zamanki gibi Ortaköy’de sigarasını tüttürür, susuzluğunu gidermek ve biraz olsun soluklanmak için atar kendini Pera’ya. Kendi deyimi ile “İstanbul’un Paris”indeki bir meyhanede kafa dağıtmaya! Zaman ilerler, meyhanedeki boş masalar yavaş yavaş dolmaya başlar: İstanbul’a yabancı bir toprak ağası, Pera’da nam salmış bir dişçi ve aşkından ayakları yerden kesilmiş bir delikanlı… Pera’da bir akşam vakti muhabbet koyulaşmaya, bardaklar boşalmaya, eteklerdeki taşlar birer birer dökülmeye başlar…

Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları (BÜO) olarak 2014 – 2015 eğitim prodüksiyonu için Ermeni edebiyatının iki büyük hiciv ustasını, Hagop Baronyan ve Yervant Odyan’ın tiyatro metinlerini sahneliyoruz. Bu prodüksiyona Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tiyatromuzun dönüşümünü araştırma ve oyunları kültürel çoğulcu bir yaklaşımla sahneleme niyeti ile başladık. Dönemin tiyatro alanındaki gelişmelerini sosyo-politik bağlamı içinde değerlendirdik. 19. yüzyılda Osmanlı devletinin ve halklarının büyük bir dönüşüm geçirdiği bir dönemde yaşayan ve edebiyat, yayıncılık ve tiyatro alanlarında faaliyet gösteren Hagop Baronyan ve Yervant Odyan’ın kendi dönemlerinin önemli tanıkları olmalarını sağlayacak eserlere imza attıklarını gördük. Pera’da Bir Akşam Vakti adını verdiğimiz bu oyunun kurgusundaki iç öyküler Hagop Baronyan’ın Haşmetlü Dilenciler (Medzabadiv Muratsganner) ve Şark Dişçisi (Adamnapuyjn Arevelyan) oyunlarından, dış öykü ise Yervant Odyan’ın Zavallı (Zavallın) oyununun geçtiği meyhaneden yola çıkılarak oluşturuldu.

Bu da biletim tabi dışarıda oyunun başlamasını beklerken istemsiz bir şekilde bileti biraz yırtmışım :)

Pera’da bir akşam vakti

Sömürge mi olsaydık !!

Sömürge mi olsaydık !!
Biraz gecikmiş bir yazı aslında. Fakat daha sitemsi bir yazı yazmak istediğim için birkaç gün beklemek istedim. Klasikleşmiş çanakkale yazılarının yanı sıra geçmişte yaşananlarla günümüzde yaşananlar arasındaki bağlantılı olaylar hakkında yazmak istiyorum. Ayrıca bu konuda saçma yapan yorum yapanlara da birkaç şey söyleyeceğim.

Gerçekten istermiydiniz bir ingiliz olmayı ya da bir fransız hatta rus ? Başkasının altında olmayı, bir orospu olmayı istermiydiniz? Bütün herşeyinize başkalarının karar verdiğini bir düşünsenize, bir piyon gibi en önden gönderilmeyi hiç içinize sindirebilir miydiniz? Bütün bu sorulara cevabın evetse açık açık söylüyorum: siktir git lan bu ülkeden.

100 yıl önce bu toprakları almak isteyenlere bu yüce Türk milleti onca şehit vermesine rağmen hiç bir zaman yılmadan, ölüm korkusu olmadan, cesurca savaşarak gerekli cevabı vermiştir. Şimdi kalkıp kimse o savaşı normal bir savaşmış gibi savunmasın bana. Gerçekten Türk olduğuna inanan herkes, hem Atatürk’ün hem Seyit onbaşının hem de korkusuzca savaşan Türk askerlerinin bir destan yazdığını bilir !!

Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini görür.

O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.

“...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:

-Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.

-Efendim düşman dediler!

-Nerede?

-İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye gelmiş...Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere:

- Düşmandan kaçılmaz, dedim.

- Cephanemiz kalmadı, dediler.

- Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.

Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır...”
Bir milletin talihi, kaderi belkide bu olayla değişti. Ufak gibi gözükebilir ama o anda olan bu olay Türk ruhunun ne kadar yüce olduğunu göstermektedir. Eğer o çanakkale geçilseydi, eğer o boğazlar o şerefsizlerin eline geçseydi o zaman bir afrika ülkesinden ne farkımız kalırdı. Kıçını Almanya mı kurtaracaktı yoksa Macaristan mı? hahaha güldürme beni. Günlüğü 5 liraya, 40 derecenin altında, tarlalarda, köpekler gibi çalışanlarla aynı kaderi paylaşıyor olacaktık belkide. 50 liraya gözünü kırpmadan başkasını öldürebilir duruma gelebilirdik.

İskoçyanın şuanki durumunu herkes biliyordur herhalde. Bilmiyorsanız kısa bir özet geçeyim. Kendilerinin yeraltı varlığı, geliri, ihracatı yok denecek kadar az, gayri safi yurtiçi hasılası 2006 verilerine göre 194 milyar $, ne petrol akışı ne ihracat hacmi vardır(referandumdan “evet” çıkarsa, Birleşik Krallık’ın petrol rezervlerinin yüzde 90’ı, gazının da yüzde 47’si İskoçya’nın elinde kalacak). Yani tamamen Britanya’ya mahkumlar. Ellerinde avucunda hiçbir şey yok. hal böyle olunca Britanya’nın orospusu olmaya devam ediyorlar.

Bütün bu veriler ışığında başta sorduğum soruyu tekrar soruyorum; Rusya’nın, Britanya’nın ve ya Fransa’nın altında olmayı istermiydin? İskoçya sadece dünyada gözüme çarpan ufak bir örnek. Afrikaya hiç girmiyorum.

Artık bırakın bu yabancı devlet sempatizanlığını. Her fırsatta Türkiye’yi kötüleyenlere ayar oluyorum. Bu millet 100 yıl önce herşeyi başarabileceğini açıkça göstermiştir ve bundan sonrada gösterecektir. Amk göremiyorsan, anlamıyorsan sus konuşma, at gözlüğü ile bakmak kolay tabi. 

Sonunda Kurslarım Başladı

Sonunda Kurslarım Başladı
Boş zamanlarımı değerlendirmek için bir kaç kursa gideyim dedim. Ufak bir araştırma sonucu Eskişehirin Tepebaşı Belediyesi gençlik merkezinin açmış olduğu ücretsiz kurslarını gördüm. İlk başta ücretsiz olması tabi bir öğrenciyi ilk çeken şey oluyor :)

Kayıt günü, sabah 6’da kalkıp merkeze gidelim de işi şansa bırakmayalım dedik. Kimse gelmez, işimizi halledip okula gideriz diye düşünmüştük fakat evdeki hesap pek çarşıya uymadı. Gittiğimizde kayıt sırasında rahat 100 kişi vardı. Ohaaa bu ne lan! Siz manyakmısınız bu saatte buraya gelinir mi, rüyanızda mı gördünüz gibi şeyler diyemedim tabi çünkü onlardan biride bendim :)

Neyse hemen diksiyon ile ingilizce speaking’e yazıldım. Geçen hafta da diksiyonun ilk dersine gittim. Çok eğlenceli geçti ve ortamda iyidi hani. Memnun kaldım. Bundan sonra da aralıksız devam etmeyi düşünüyorum ama ingilizce speaking’e gitmiyeceğim herhalde. Onun yerine zamanımı evde kendim ve ya arkadaşlarla ders çalışarak geçirmeyi düşünüyorum. Çok fazlada yüklenememek gerek.

Hayatımda en çok isteyipte yapamadığım şeylerden biri, fotoğrafçılıktır herhalde. Hem imkanlardan dolayı hem de yaşadığım şehirden dolayı bir kursa gidemedim. İnternetten araştırarakta öğrenebilirdim fakat pek verimli olmayacağını düşündüm. Hazır zamanım varken ve kursta bulmuşken gideyim dedim. Kurs ücretli bir kurs fakat çok cüzi miktarda. Geçen ilk dersine gittim, hoca herşeyi uygulayarak ve çekmiş olduğu fotoğrafların üstünden öneriler vererek anlattı. Anlatım tarzı felan hoşuma gitti. Ayrıca daha sonraki haftalarda fotoğraf çekimi için geziler düzenlenecekmiş. Hem eskişehirin ilçelerine hem de yurt içindeki belli tarihi-turistik yerlere gidilip çekim yapılacakmış. Beni cezbeden de bu oldu açıkcası :)

Yakında çektiğim fotoğrafları buraya koymaya başlarım. Başlarda pek iyi bişeyler çıkmaz ama ilerleyen zamanlarda daha iyi fotoğraflar çekeceğime eminim :)

Fotoğraf: Flickr