INSTAGRAM

Saygı ve özlemle... #10kasim #ataturk Oylardan once daga çıktık 👊 #bilecik #istasyon #instaphoto Demek dağa çıkmışsak #dag #bilecik #kent #ormani #nofilter #istanbul #eminonu #vacation #ferry #sehrin #guzelligi #bilecik Hep birlikte daima en iyiye !! 👏👏👏 😂#atParti #leylailemecnun #secim #oy Hey dude ! You know that we are the best ! #summer #sunglasses Hep soylerlerdi de inanmazdim @kadikoybelediye valla çalışıyormus 👏👏😁 Çaykovski zamani #çaykovski #canli #muzik

Ne olursan ol.
Ama; önce nefsinin öğretmeni,
vicdanının öğrencisi ol.

Platon

OKUDUĞUM KİTAP

Nutuk

TWİTLERİM

SİZDE DİNLEYİN

Bumerang - Yazarkafe

Garanti Bankası Hesap İşletim Ücreti Sorunu

Garanti Bankası Hesap İşletim Ücreti Sorunu
Birkaç yıl önce işe girmiştim ve işe girerken de garanti bankasından hesap açtırmak gerekiyordu. Gittim açtırdım. Öyle çok hesaplarla uğraşmayı da hiç sevmem. Neredeyse her bankada hesabı olanları da hiç anlamam zaten. Kim uğraşır onlarla. Her neyse, hesabı açtırdığım zaman hesabım, maaş hesabı olarak gözüktüğü için hiç kart aidatı, hesap işletim ücreti alınmıyordu. İşten çıktığım zaman hesabımı kapattırmamıştım ama hesabın içinde de hiç para döngüsü olmuyordu. O yüzden kesinti de olmuyordu. Ne gelen vardı, ne de giden. Olmayan şeyler nasıl dönsün ki zaten dimi :)

Üniversite için eskişehire gittiğim zaman ailem, parayı kesintilerle uğraşmamak için garanti bankasına yatırıyordu. Şubem Bilecik olduğu için bir kesinti uygulamıyorlardı. Bi gün apartımın kirasını yatıracaktım. Kartı taktım. Bi baktım 300 yerine 237 küsür var hesapta. Garantiye bir sövmeye başladım, merkezde çalışan ne kadar insan varsa kesin kulakları çınlamıştır. Benden 63 TL hesap işletim ücreti kesilmiş. Hemen bankaya girip bağırdım çağırdım, iade edilmesini istedim ama pek mümkün olmuyormuş. Dilekçe felan yazın dediler ama ufak bir araştırma ile bunun gerçekten mümkün olmadığını öğrendim. Hakem heyetine gittim olayı anlattım ama adliyeye dava açmanız gerekiyor, bu dosya masrafları gibi değil dedi. Oldu 63 TL için gidip dava açıcam. Hazır o kadar sıra beklemişken şu normal vadesiz hesaptan çıkartayım dedim. Hesabıma öğrenci belgemi kaydettirdim. O zamandan sonra 20 TL kesileceğini söyledi. Sözde !

Geçen günlerde yine hesabımdan 63 TL kesilmiş. İşin ilginç yanı şuanda çalışıyorum yani hesabım maaş hesabı. Hadi onu geçtim normal vadesiz hesap olarak bile gözükse 20 TL alması lazımdı öğrenciyim diye. Tatil günü olduğu için bankaya gidemedim, müşteri hizmetlerini aradım. Anlattım bütün olayı. Banka şubenize gidip iadesini isteyebilirsiniz, şuanda hesabınız maaş hesabı olarak görünüyor dedi. Bakalım yarın gidip isteyeceğim. İşten çıkar çıkmazda hemen hesabımı kapattıracağım. 1 kuruş bile bırakmıyacağım içinde :)

Sonuç olarak bu hesap işlerini iyi takip etmek gerekiyor, paranızı boşu boşuna bankalara kaptırmayın. Garanti bankasını zorunlu olmadıkça kesinlikle kullanmayın. Kullanıyorsanızda içinde para bırakmayın. Bütün hepsi soyguncu zaten. Nereden para cukkalasak diye bakıyorlar resmen. Bu arada son olarak şunuda belirteyim, hesap işletim öcreti olarak alınan paralar kesinlikle geri alınmıyor.

Takip Ettiğim Bloglar

Takip Ettiğim Bloglar
Blog yazmaya başladığımdan beri sürekli kişisel olarak yazılar yazan bloglar araştırıyorum. Saçma sapan yazan  çok fazla o yüzden iyi irdelemeye çalışıyorum. İnternetteki birçok blog genelde teknoloji ile ilgili paylaşımlar olduğu için hiç ilgimi çekmiyor. Zaten teknolojiyi takip edecek olsam girerim haber sitelerine, açarım teknoloji kategorisini ordan haberlere bakarım, takip ederim. Neden bir blogdan takip edeyim? Haberden farkı sadece kişisel olarak yazılmış olmasıdır belkide. İlk zamanlarda bende böyle yapmaktaydım aslında ama bana hiçbir katkısı olmadığı için hemen tarzımı değiştirip kişisel yazılarımı paylaşmayı tercih ettim. Böyle olması daha güzel oldu, en azından yazarken zevk alıyorum, kafam rahat. Zaten son 1.5 - 2 senedir de okunuyor mu okunmuyor mu diye hiç bakmıyorum. Öylesine yazıyorum, rahatlıyorum. Blogun asıl olayıda yazarken hem zevk alınmasıdır hem de rahatlamaktır herhalde, yani en azından ben öyle bakıyorum bu olaya :)

Araştırdığım blogların arasından sürekli takip ettiğim hemen hemen hergün ziyaret etmeye çalıştığım bir çok blog var. Bunlar hangileri mi? İşte okumaktan zevk aldığım bloglar şunlar oluyor:

Mustafa Alnıak - mustafaalniak.net
Aslında Mustafaya çok büyük bir teşekkür borçluyum. Çünkü blogların tadını tekrardan bana tattıran insandır. Onun sayesinde bloglara daha fazla zaman ayırmaya çalışıyorum (son zamanlar hariç). Bloguna gelecek olursak, çok özenle yazıyor yazılarını, önem veriyor yani. Bu çok önemlidir. Genellikle gündelik yaşamından bir şeyler karalıyor. Onun dışında hem edebi hem de seyahatla ilgili önerileri de oluyor film,kitap, gezilmesi gereken yerler vs vs. Mutlaka takip etmeniz gereken blogdur :) 

Aydan Atlayan Kedi - aydanatlayankedi.blogspot.com.tr
Bu kızın bloguna internette gezinirken rastladım ve gerçekten müthiş bir blog. Zaman zaman geçmişteki anılarını, zaman zaman günlük hayatındaki olayları, zaman zaman da hayalinden yarattığı olayları yazıyor. İçerik olarak fazlasıyla dolu. Zaten okuduğunuz zaman anlıyacaksınız. Yazarı kimse hiç çizgisini bozmadan devam etsin :)

Sahipsiz Cümleler (Özlem) - hayalikelimeler.blogspot.com.tr
Mustafa’nın sayesinde tanışmıştım. Bir kaç yazısını okuduktan sonra bir içtenlik hissi verdiğini görebilirsiniz. Konu bulmada hiç sıkıntı çektiğini sanmıyorum :) Tamamen günlük konuşma dili ile yazmasıda ayrı bir cabası. Tarzını seviyorum. Böyle devam Özlem... :) 

Ben Bugün Bunu Öğrendim - benbugunbunuogrendim.blogspot.com.tr
Dmoz dizinini gezinirken gördüm. Aslında site ismini ilk okuduğunuzda normal, sıradan genel kültür bilgileri içeren bir blog olarak düşündürebilir ama girince çok farklı şeylerin olduğunu görebilirsiniz. Öncelikle yazan kişi bir doktor ve kendisine gelen hastaların ilginç hikayelerini anlatıyor. Çok ilginç bilgilerin ve hikayelerin olduğu bir blog. Harkulade içerikler var. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Hayallerimde Ben (Ebru) - hayallerimdeben.com
Ölmeden önce yapılacaklar listesi” ile yola başlayan arada sırada da gündelik yaşamından yazılar yazan biridir Ebru. Kendisini "hayalperest ve doğa aşığı, ehm fazlaca" olarak tanımlıyor ve gerçekten de öyle. Yazılarına ve videolarına yansıtıyor kişiliğini. Umarım Listesini başarıyla tamamlar ve güzel anılar kalır. Yazılarına gereken özeni gösterdiğini ve her birini fazlasıyla önemsediğini söylemeden geçemeyeceğim. Ayrıca meslektaşmışız:)

Varol Aksoy - varol.us
Yazılarında çok ilginç noktalara değiniyor. Hiç farkına varmadığım veya hiç bilmediğim şeyleri açıkça yazıyor. Tarzını beğeniyorum. Kısacası rahatça her şeyi yazabiliyor diyebiliriz. Okumaktan büyük zevk alıyorum. Zaman zaman kendisinden ilham da aldığımı söylemeden geçemeyeceğim. Tasarımı da sade –en sevdiğimden- :)

Pinquitte - pinquitte.com
Geçen günlerde tesadüf eseri gördüm ve hemen bir kaç yazısını okudum. Çok beğendim. Zaten konuşma dili ile yazılmış bloglar nedense her zaman fazlasıyla ilgimi çekiyor. Tasarımı da oldukça sade ve anlaşılır bence. Rahatça istediğimi bulabiliyorum, istediğim gibi gezebiliyorum. Önemli bir şey bence bu.

Kafka Okur - kafkaokur.com
Belkide takip ettiğim en genel anlamda yazılan bloglardan birisidir. Çok kaliteli bir blog. Edebi anlamda çok fazla bilgi barındırıyor. Ben daha çok “deneme” başlıklı kategorideki yazıları takip ediyorum ama diğerlerini de okumaya çalışıyorum. Zaten ödüllü bir blogdur kendileri :)

Not: Gün geçtikçe takip ettiğim blog sayısı mutlaka artacaktır. Onları da yeri geldiği zaman eklerim buraya :)

Pera’da Bir Akşam Vakti

Pera’da Bir Akşam Vakti
Tiyatroların her zaman için yeri ayrıdır bendeve sahnede bir oyun koymaya çalışan her oyuncuya da saygıyı da gösteririm. O kadar emeğe, o kadar çalışmaya rağmen en kötü performansı gösteren oyuncuyu bile alkışlamak gerekiyor. Sonuçta izlediğin şey tamamen gözünün önünde olan bir oyun ne kurgusu var ne montajı var ne de text değişikliği var. Tiyatroların her zaman ayrı bir tadı oluyor. Onun zevki gerçekten çok ayrı birşey. Bazı hanzolarda ilk defa tiyatroya gelmiş gibi mısır, kola alıp giriyor. Öküz tiyatroya geliyon insan bi nasıl davranılacağını öğrenipte gelir.Camış..

Üniversitede vakit buldukça gitmeye çalışıyorum ama kaçırdığım çok fazla oyun oluyor. Üniversitede her ay mutlaka tiyatro gösterisi oluyor ve ücretide çok cüzi rakamlarda ama gelde git. Ya çok ters zamanlara denk geliyor ya da arkadaşlara söz vermiş oluyorum, istemeden de olsa kaçırmış oluyorum.

Geçen diğer üniversitelerin tiyatro topluluklarının katıldığı bir tiyatro festivali vardı. Ege Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi ve aklıma gelmeyen daha bir çok üniversite... Hepsi birbirinden güzel oyunlar çıkarmışlar(giden arkadaşlardan duyduğum kadarıyla) ama Boğaziçi gerçekten MUHTEŞEM’di. Oyunlarının ismi Pera’da Bir Akşam Vakti.

Oyun, 1915 yıllarında ermenistandan istanbula gelen bir tüccarın başından geçenleri anlatıyor. O zamanlarda meyhaneler çok meşhur olduğu için oyunda bir istanbul meyhanesinde geçiyor. Adamın ne gibi zorluklar yaşadığını, başından geçen olayların nasıl geliştiği anlatılıyor. Aralarda güzel göndermelerde yapılmış ve herşey yerindeydi bence. Güldürü öğesi bol oyundu ve yeterince güldüm. Oyunu gerçekten harika bir şekilde seyirciye aktardılarını düşünüyorum, çünkü oyunun sonunda salondaki bütün izleyiciler hem oyunu hem de oyunculukları ayakta alkışladılar. Çok fazla teknik bilgiye sahip değilim hatta hiç değilimdir ama oyunda normal bir seyircinin görebileceği en ufak bir kusur bile yoktu. Hem sahne geçişleri hem diksiyonları hem mimikleri hem olay örgüsü ve bağlantılar felan muhteşemdi. Kesinlikle imkanı olan mutlaka gitmeli bu grubun oyunlarına. Bir sonraki senelerde de geliceklerdir mutlaka ve yine kaçırmayacağım :)

Oyun Hakkında:

”Yazar Hagop Baronyan yine vurur kendini yollara. İstanbul’un yedi tepesini arşınlar, inip çıktığı merdivenlerin haddi hesabı yok… Burnundan soluyor ama bunca yol teptiği için değil, keskin kalemine mukayyet olamadığı için! Yine kapatmışlar dergisini… Her zamanki gibi Ortaköy’de sigarasını tüttürür, susuzluğunu gidermek ve biraz olsun soluklanmak için atar kendini Pera’ya. Kendi deyimi ile “İstanbul’un Paris”indeki bir meyhanede kafa dağıtmaya! Zaman ilerler, meyhanedeki boş masalar yavaş yavaş dolmaya başlar: İstanbul’a yabancı bir toprak ağası, Pera’da nam salmış bir dişçi ve aşkından ayakları yerden kesilmiş bir delikanlı… Pera’da bir akşam vakti muhabbet koyulaşmaya, bardaklar boşalmaya, eteklerdeki taşlar birer birer dökülmeye başlar…

Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları (BÜO) olarak 2014 – 2015 eğitim prodüksiyonu için Ermeni edebiyatının iki büyük hiciv ustasını, Hagop Baronyan ve Yervant Odyan’ın tiyatro metinlerini sahneliyoruz. Bu prodüksiyona Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tiyatromuzun dönüşümünü araştırma ve oyunları kültürel çoğulcu bir yaklaşımla sahneleme niyeti ile başladık. Dönemin tiyatro alanındaki gelişmelerini sosyo-politik bağlamı içinde değerlendirdik. 19. yüzyılda Osmanlı devletinin ve halklarının büyük bir dönüşüm geçirdiği bir dönemde yaşayan ve edebiyat, yayıncılık ve tiyatro alanlarında faaliyet gösteren Hagop Baronyan ve Yervant Odyan’ın kendi dönemlerinin önemli tanıkları olmalarını sağlayacak eserlere imza attıklarını gördük. Pera’da Bir Akşam Vakti adını verdiğimiz bu oyunun kurgusundaki iç öyküler Hagop Baronyan’ın Haşmetlü Dilenciler (Medzabadiv Muratsganner) ve Şark Dişçisi (Adamnapuyjn Arevelyan) oyunlarından, dış öykü ise Yervant Odyan’ın Zavallı (Zavallın) oyununun geçtiği meyhaneden yola çıkılarak oluşturuldu.

Bu da biletim tabi dışarıda oyunun başlamasını beklerken istemsiz bir şekilde bileti biraz yırtmışım :)

Pera’da bir akşam vakti

Annemin Plakları

Annemin Plakları
Eskide kalmış müzikleri dinlemeyi her zaman sevmişimdir. Dinlerken hem insanı rahatlatıyor hem de kafa dağıtıyor. Bir ara çok fazla dinlemeye başlamıştım, baya müptelası olmuştum. Tek sıkıntım var, pek fazla şarkı isimlerini aklımda tutamıyorum, beğendiğim şarkı olunca not alıyorum sonra fizy, spotify gibi online müzik yayın yapan yerlerde “alaturka" diye bir liste yapıyorum, hepsini onun içine atıyorum. Fakat bir yerden sonra sıkılıyor insan. Aynı liste, aynı şarkılar olunca insan mecburen farklı şeyler arıyor. Tam da o zamanlarda radyoları gezerken JoyTurk’te bir programa denk geldim: "Annemin Plakları" ,Çetin Erker'in o buğulu ve bence büyülü ses tonu...

İsmi çok hoş değil mi? Hazırlanan listeler özenle seçilmiş ve gerçekten dinlemekten keyif alacağınız müzikler oluyor. Mesela “Cengizhan Sönmez - Odasina gırdım fıncan elınde”, “Neşe Karaböcek – Yedi Renk” ve dahası. Hatta özel günlerde özel program bile yapılıyor. Geçtiğimiz günlerde Kayahan’ı kaybettiğimiz için bir program boyunca sadece onun şarkıları çalındı. Barış Manço, Zeki Müren, Neşe Karaböcek, Müslüm Gürses, Cem Karaca gibi büyük seslerde, güzel bir program ile anılıyor. Gerçekten programı çok beğenerek takip ediyorum. Zaten radyolardaki programlardan tek takip ettiğim o dur herhalde. Meraklısına kesinlikle, şiddetle tavsiye ediyorum.

Mazinin saklananları, şu anın gücü ve geleceğin ümidi birlikte dönüyor. Türkiye'de şimdiye kadar yapılmış her tür müzik bugüne geri geliyor. Çetin Erker, eskiden olan birçok şarkıyı, filmi, anıyı geri çağırıyor. Film makaraları ve plaklar dönüyor, zaman geçiyor, her şey yaşanıyor. Annemin Plakları'ında safiyane kalan Aşklar, replikler ve değerler bir araya geliyor.

Annemin Plakları; Dünya gibi, mevsimler gibi, gece gündüz gibi, insan hayatında yaşanan her şey gibi dönüyor...

Annemin Plakları, her Pazar 12.00 ve tekrarı Perşembe 21.00'de RetroTürk'te. Pazar 22.00'de de JoyTurk'te.